İstanbul’un Fethi

İSTANBUL’UN TARİHİ VE FETHİ, PADİŞAH  III. OSMAN’IN, III. MUSTAFA’NIN VE III. SELİM’İN KONSTANTİNİYE  YERİNE İSTANBUL İÇİN İSLAMBOL DENİLMESİNE İLİŞKİN FERMANLARI

 

İstanbul, Türkiye’nin en kalabalık ve iktisadi açıdan en önemli şehridir. Belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre, 18,3 milyonluk nüfusuyla dünyanın 5 inci. Avrupa’nın ise en büyük şehridir. İstanbul Türkiye’nin Kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. Kıtalararası bir şehir olup, İstanbul Boğazı şehri ikiye bölmüş, her iki yakada yerleşim yerleri kurulmuştur. Avrupa’daki bölümüne “Avrupa Yakası” veya “Rumeli Yakası”, Asya’daki bölümüne ise “Anadolu Yakası” denir. Tarihte ilk olarak üç tarafı Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç’in sardığı bir yarım ada üzerinde kurulan İstanbul’un batıdaki sınırını İstanbul Surları oluşturmaktaydı. Şehrin 39 ilçesi olup 25 i Avrupa yakasında, 14 ilçesi Anadolu yakasındadır. İstanbul’un yüzölçümü aslı 253 km olup, bütünü 5712 km dir. İl plaka kodu 34 olup, telefon alan kodu Avrupa yakasının 0212, Anadolu yakasının ise 0216 dır.

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, MS. 330-395 yılları arasında Roma İmparatorluğu, 1204-1261 arasında Latin İmparatorluğu, 395-1204 ile 1261-1453 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu) ve son olarak 1453-1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yaptı. Ayrıca, hilâfetin Osmanlı Devleti’ne geçtiği 1517’den, kaldırıldığı 1924’e kadar, İstanbul İslâmiyet’in de merkezi oldu.

Fransız devlet adamı Napolyon Bonapart İstanbul hakkında “Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu”  demektedir.

İstanbul tarihi 300 bin yıl öncesine kadar dayanmaktadır. Küçük çekmece gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılmış kazılarda insan ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı anlaşılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan başka kazı çalışmaların da, Dudullu yakınlarında ve Ambarlı’da yoğun bir yerleşimin olduğu görülmüştür. Ancak bugünkü İstanbul’un temellerinin M.Ö. 7. Yüzyılda atıldığı bilinmektedir. M.S. 4. Yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edildiği, başkent yapıldığı o günden sonra de yaklaşık 16 asır devamı sonunda Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik yaptığı anlaşılmaktadır. 1453 yılında Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildikten sonra Türk ve İslam şehirlerinden en önemlilerinden biri olmuştur.

İstanbul, Yunanistan’dan gelen Megara’lılar M.Ö. 680 lerde İstanbul’a gelip bugünkü Kadıköy’de Halkedon adını verdikleri bir şehir kurdular ve bu şehir “Körler Ülkesi” olarak da anılmıştır. M.Ö. 660’larda da Trak kökenli komutanları Bizas önderliğinde yola çıkan Mega’lıların diğer bir kolu da, bugünkü Sarayburnu’nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdular. Komutanlarının adından hareketle,  “Bizantion “ adını verdiler. Daha sonra Bizantion, M.Ö. 269’da Bitinyalılar tarafından ele geçirince M.Ö. 202’de Bizantion Roma’dan yardım isteğinde bulundu. Bu dönemden itibaren şehirde Roma İmparatorluğu’nun etkisi başladı ve M.Ö 146’da Roma’nın egemenliğine girdi ve Bizantion Roma’nın Bitinya-Pontus eyaletine bağlandı. Roma İmparatoru Septimus, Partlar’in tarafını tutan Bizantion’u kuşatarak şehri yağmalayıp, surları da yıktırdı. Daha sonra şehir bu defa Gotlar’ın saldırısına uğradı. Sonra şehri Nicomedialılar ele geçirdiler. İmparator olan Constantin, Nicomedialılar’la yaptığı savaşı kazanarak şehri geri aldı ve yıkılanları yeniden yaptırdı.

Bizantion, Roma’nın Doğu’sunun yönetim merkezi olarak seçildi. İmparator Büyük Constantin (324-337), yeni başkentin konumuna yakışır bir imar hamlesi başlattı ve surları yeniden yaptırdı. Hipodrom (Sultanahmet Meydanı), imparatorluk sarayı ve anıtsal ibadethaneler, Akropolis yapıldı. Constantin şehri kendi adıyla özdeşleştirdi ve 11 Mayıs 330 tarihinde şehrin adı “Konstantinopolis” olarak ilan edildi. Şehirde ki ilk kiliseler bu imparator zamanında yapıldı. Önce Aya Irini, ardından da Ayasofya kiliselerini yaptırdı ve Hıristiyan dünyasının merkezi yaptı. 476 da, Batı Roma’nın yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu’na dönüştü ve İstanbul da, bu yeni imparatorluğun başkenti haline geldi. II. Theodosius 6492 metre uzunluğunda ki ihtişamlı şehir surlarını yaptırdı ve şehri genişletti. İmparator I. Jüstinyen dönemde ise, daha önce tahrip edilmiş olan Ayasofya yeniden inşa edilmiş ve bugünkü haliyle bize kalan eseri kalmıştır.

7, 8 ve 9. Yüzyıllar saray ve kiliselerin entrikaları ve sık değişen imparator sülalelerinin kanlı kavgalarına sahne olmuştur. Aynı zaman da İstanbul M.Ö. 477 yılından 1453 yılına kadar 29 defa kuşatma görmüştür. Yedinci yüzyılda Sasaniler ve Avarlar’ın saldırısına uğrayan şehri, 8. Yüzyılda Bulgarlar ve Müslüman Araplar 9.Yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattılar. Arap Ordularının(668) kuşatmasın da bulunan büyük sahabelerden Eyüp Sultan Hazretlerinin dizanteri hastalığından vefat etmesi üzerine surların yakınına defnedilmiştir.

1204 de şehir, Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Tüm kilise ve manastırlar ve abide, heykellere kadar şehir yılar boyu talan edildi. Bu dönemden sonra İstanbul sürekli küçülmeye ve fakirleşmeye başladı. Şehrin soylu ve zenginleri İznik’e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi. İznik, Trabzon ve Yunanistan’da bir Bizans muhalefeti gelişti ve 1254 yılına gelindiğinde Latin İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. 1261 yılında, Palailogos Hanedanı İstanbul’u tekrar ele geçirdi ve Latin İmparatorluk dönemi sona ermiş oldu.

Türkler Malazgirt Zaferi (1071) ile Anadolu’ya yerleştikten iki yıl sonra Marmara Denizi ve Boğaziçine kadar ilerleyip akınlar düzenleyerek Bizanslıları tehdide başladılar.
Daha sonra İstanbul, 1391 yılından başlayarak Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlandı. 1391 den 1402 yılına kadar Yıldırım Bayezıt devamlı şekilde kuşatma içinde bulunmuştur. Bizans tahtında İmparator Manuel vardı ve Osmanlılara yılda 30 bin altın vergi ödüyordu. Padişah Yıldırım, İmparator Manuele elçi göndererek ültimatom vererek şöyle diyordu: “Eğer emirlerime itaat edip rahat yaşamak istersen, şehrin kapılarını kapatır, içerde istediğin gibi saltanat sürersin, şehir haricinde ne varsa benimdir” diyordu. Manuel, bu isteği reddetti. Bunun üzerine Yıldırım Bayezıt İstanbul’u kuşattı ve bu yedi ay sürdü.  Sonunda imparator padişahın isteklerini kabul etti. Yapılan anlaşmada, “Her sene verilmekte olan verginin artırılması, İstanbul’da bir Türk mahallesinin kurulması için 700 ev verilmesi ve bir cami yapılması, Türklerin davalarına bakmak üzere bir kadı bulundurulması, şehir dışında Galata’dan Kağıthane’ye kadar olan arazinin Türklere verilmesi ve burada bir Osmanlı garnizonunun kurulması” kabul edildi. Bu anlaşma ile Bizans’ı ilk defa içerden fetheden Yıldırım Bayezıt olmuştur. Bu anlaşma gereği Sirkeci’de bir Türk  mahallesi kurulması şartına uygun olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav İstanbul’a yerleştirilmiştir. İstanbul’a yerleştirilen ilk yerli Türklerin, bu yöreden giden Manavlar olduğu kaynaklarca da doğrulanmaktadır.

İstanbul’un fethi için 1411 yılında Şehzade Musa Çelebide teşebbüs etti ise de başarılı olamadı. Padişah II. Murad’da 1422 yılında büyük bir ordu ile şehri kuşattı. Ancak Bizanslılar, Anadolu’da aleyhte karşı bir ittifak oluşturunca, iki tarafta düşmanla uğraşmanın zorluğu nedeniyle kuşatmayı kaldırdı. İstanbul’u fethetmek en büyük sevdasıydı. Hz. Peygamberimizin müjdesine nail olmak isteğindeydi ve fetih için devamlı Allah’a yalvarıyordu. Bir gün dua esnasında hizmetkârlardan biri: “Hünkârım! Gözünüz aydın olsun, bir oğlunuz oldu.” dedi. Bu habere padişah, ellerini açıp “Elhamdulillah… Ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammed açtı.” diyerek Allah’a şükretti ve oğlunun adını Mehmed koydu. Kostantiniyye’yi fethetme isteğini şeyhi Hacı Bayram-ı Veli’ye açınca, Hacı Bayram Veli kundakta uyuyan Mehmed’i (Sultan Fatih) gösterip; “Hünkârım, fetih size değil mahdumunuz Mehmed’e nasib olacak.” dedi.

Ortodoks olan Bizans halkı, Latinlerin egemenliğinde kalmaktansa Osmanlılar tarafından yönetilmeyi tercih ediyorlardı. Papaz Grandük Notoras, Bizanslıların duygularını “Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim” diyerek ifade ediyordu. Bu sözü, Ortodoksların 150 yıldır şahit oldukları Osmanlı kültür, ahlak ve hayatını gördüklerinden dolayı belirtiyordu. Osmanlı Beyliği kurulduktan sonra fethettiği bölgelerdeki halkın dinine karışmamış, onlara ibadet özgürlüğü vermişti. Osmanlılar, Ortodoks Kilisesi’ni ve manastırlarını himaye ederek, vergilerden muaf tutup, onların dini vakıflarına dokunmamışlardı.

İstanbul’un esas fethi Padişah II. Mehmet’e nasip oldu. İstanbul’un fethini müjdeleyen Peygamberimizin “Elbette siz İstanbul’u fethedeceksiniz. Ne mesut, ne güzel kumandandır o komutan! Ne mutlu ve ne güzel askerdir o asker!” diye bahsettiği komutan Fatih Sultan Mehmet oldu. İstanbul’un fethi için boğazın kontrol altına alınması, bunun içinde bir hisar yapılması gerekiyordu. Zaten Yıldırım Bayezıt Karadeniz’den gelecek yardımları önlemek için Anadolu yakasına bir hisar yaptırmıştı. İstanbul’u fethetmekte kararlı olan Padişah Mehmet’te, Bizans’a Kuzeyden gelecek yardımları, Boğaz’ın her iki tarafı tutup önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasına Rumeli Hisarı’nı (Boğaz Kesen) inşa ettirdi. İstanbul’un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için toplar döktürülüp, güçlü bir donanma oluşturuldu ve asker, araç, silah ve cephane hazırlanmaya başladı. 2 Nisan 1453 tarihinde kuşatma başladı. İki aya yakın süren ve topları dövmesi ile başlayan kuşatma dönemi, 29 Mayıs 1453 günü Akşemseddin Hazretleri’nin manevi gücü, müminlerin duası ile de şehir ele geçirildi.  Padişah Mehmet İstanbul’a girdiğinde ayaklarına kapanan İstanbul patriğini yerden kaldırarak “Ayağa kalkınız. Ben Sultan Mehmet, hepinize söylüyorum ki; şu andan itibaren ne hayatınız, ne de hürriyetiniz hususunda gazab-ı şahanemden korkmayınız” dedi. Fetih sonrası Eyüp Sultan Hazretlerinin mezarı da, rüyası üzerine Akşemseddin tarafından bulundu. Bu tarihten itibaren İstanbul bir Osmanlı şehri oldu. Bu fetihle Ortaçağ kapanıp, Yeniçağ başlamış oldu.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra yaptığı ilk iş, İstanbul’u bir İslâm şehri hâline getirmek oldu. Fatih Camiine ait vakfiye belgesinde şöyle denilmektedir: “Sultan Mehmet Konstantiniyye’yi Allah’ın yardımı ile fethetti. Orası bir putlar şehri idi… Sultan şehrin güzel süslemeli kiliselerini medrese ve cami haline getirdi…” İmar faaliyetleri ve inşa edilen camilerin yanı sıra “Kostantiniyye” ismiyle anılan şehrin adını “Konstantiniyet’ul-Kübra” diye ifade edilen ve bir İslam şehri adını yansıtan “İslam-bol” adını verdi. (1) İlk dönem belgelerinde “Asitan”, “İstan” olarak geçmiştir. İstan, “Güzellikler Diyârı” anlamına gelmektedir.

İstanbul’un Türklerin eline geçmesinden sonra; birçok cami, medrese, kütüphane, çeşme, çarşı ve hamam gibi eserler yapılmaya ve Türk-İslam sanatının hakimiyeti şehre damgasını vurmaya başladı ve minareler, kubbeler ve kuleler şehri süsledi. Şehrin kalkındırılması için yeni iskan bölgeleri oluşturuldu. Öncelikle eskiden kalma binalar ve surlar onarılmaya başlandı. Büyük su sarnıçlarının da korunması sağlandı.  Osmanlı’ya ait kurum binaları birer birer yükselmeye başladı. Osmanlı kültür anlayış ve hayatına uygun bir gelişme gösteren İstanbul, Osmanlı İmparatorluğun başkenti oldu. Şehre yeni göçler geldi ve gelişmeye büyümeye başladı. 1458 de Eyüp Sultan Cami, 1461 de Kapalı Çarşı, 1467-1470 tarihleri arasında Fatih Cami, 1478 de Topkapı Sarayının yaptırıldı. Şehrin imarına önem veren Padişah Fatih Sultan, saray, camiler, medreseler ve hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde 4.000 dükkan yaptırdı ve vakfetti. Büyü camilerin yanında 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve iki gemi tersanesi ve kışla, halkalı su tesisatı yapılan binalar arasındaydı. İstanbul’un imarı ile fetihten elli yıl sonra Avrupa’nın en büyük şehri haline geldi.  Büyük bir şehir olan İstanbul, 14 Eylül 1509 yılında ki zayiat yaşanan depremde, çok zarar ve hasar gördü ve binlerce bina yıkıldı, binlerce kişi öldü.

İstanbul, 1510 yılından sonra Padişah II. Bayazıd tarafından 80.000 kişinin istihdamıyla şehir yeniden kuruldu ve Bayezıd Camii, medrese ve imarethane gibi eserler yaptı. 1520-1566 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul, özellikle Mimar Sinan yaptığı birbirinden değerli çok sayıda eser inşa edilmiş, bu değerli eserler ve izleri günümüze kadar devam ede gelmiştir. Bir çok camiler, medreseler inşa ettirdi, birçok ata yadigarı eserleri de yeniden tamir ettirdi. En muhteşem eseri Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Cami ve külliyesidir. Bu külliyede tıp fakültesi, dört medrese, dârülhadis, hastane, imaret, tabhane, dârülkurra ve türbeler bulunmaktadır. Halk arasında bu cami için “Süleymaniye’nin sahibi Süleyman, mimarı Sinan, hamuru imandır” demektedirler. Yaptırdığı diğer camiler ise Yavuz Selim Camii, Şehzade ve Cihangir Camileri, Üsküdar ve Edirnekapı da Mihrimah Camileridir. Dünyanın ve İmparatorluğun dört bir yanından insanların geldiği şehirde Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit bir toplum oluştu.

II. Selim ise, İstanbulda Ayasofya’ya iki minare, medrese ve imarethaneler yaptırdı. Padişah III. Murat, İstanbul Toptaşı Tımarhanesini, I. Ahmet, bugünkü Sultanahmet Camiini ve yanında aşevi, imaret, medrese, mektep, darüşşifa, askerler için odalar, dükkanlar ve sebillerden oluşan külliye yaptırdı. IV. Murat Topkapı sarayında Bağdat Köşkünü, çeşme, medrese ve imaretler yaptırdı. Padişah IV. Mehmet’de Yeni Cami ve Mısır Çarşısını inşa ettirdi. II. Süleyman Fener Kulesini, Sultan III. Ahmet’te cami, mektep, kütüphane, çeşme ve köprüler yaptırdı.

Osmanlılar devrinde, İstanbul’un adı genellikle “Konstantaniye” olarak ifade edilmiştir. Çıkarılan paraların üzerine, nerede basıldığını anlatmak için “Konstantaniye” adı kullanılmış,”Durûbe fi Konstantaniye”  şeklinde kazılmış olup,  yani “İstanbul’da basılmıştır” demektir. İstanbul için, “İslâmbol” ismi verilip, yeni ismi kullanılmaya başlandıysa da çeşitli yazışmalarda “Kostantiniyye” adı tamamen terk edilmedi.

Padişah III. Osman (1754-1757) İstanbul’un adının düzeltilmesini ve fermanlarda, beratlarda ve paralarda “Konstantaniye” yerine “İslambol” denilmesini istemiştir. Ancak padişahın emri bilinmeyen nedenlerle bir türlü tatbik edilmemiştir. Bu fermanını uygulanması için ikinci kez uyarıcı bir ferman daha yayınlamıştır. Bu fermanında:

“İzzetlû Reis-ül-Küttâb Efendi: Bundan mukaddem ferman-ı âlişânimizle müeyyet olduğu üzere ferman, sikke, berat ve sairede muharrer KONSTANTANİYYE lâfzı yerine, İSLAMBOL lâfzı yazılması bâbında emr-i âlişânım tekrar ve teyid edilmekle buyurdum ki, badema KONSTANTANİYYE tâbirinden hazer edilerek, İSLAMBOL lâfzının istimali hususunda dikkat ve itina ile buyurdum ki…” denilmektedir. (2)  Ancak bu fermanda tatbik edilmemiştir.

Padişah III. Mustafa’da, İstanbul için kullanılan “Konstatiniye” ismi yerine “İslambol” adının kullanılması için bir ferman yayınladı. Padişah bu emrinde şöyle diyordu:

“Paralarla, emirnameler ve beratlarda kullanılan ifadelerin birbirine uygun olması için, artık “ Konstantiniye” ismi yerine “İslambol” isminin kullanılmasına dair sultanımızın bir fermanı sadır olmuştur. Binanaleyh, bundan sonra Divan-ı Humayun kaleminden yazılacak emirname ve beratlarda “Konstantiniye” yerine “İslambol” lafzının kullanılması padişahımızın emridir.

            Fi 19 Rebiulahir sene 1174  (28. 10. 1760 )” (BOA,Tahvîl Defteri, Nr. 22, s. 17)(3)

Padişah III. Selim’de 1788-1789 yıllarında, ”Durûbe fi Konstantaniye”  ibaresinden “Konstantaniye” nin çıkarılarak, yerine “İslambol” olarak kullanılması için ferman yayınlamıştır. Fermanın da:

“Benim kaim-i makamım! Ferman-ı Hümâyunum böyle olmuşdur ki, kanun-ı kadimine muhalif değil ise, Kostantıniyye lâfzı tahrir olmaya” demiştir. Ancak bu fermanın etkisi de kısa olur ve tekrar Konstantaniye olarak kullanılmaya devam edilir.

Osmanlı İmparatorluğunda İstanbul’u anlatmak için şu adlar kullanılırdı: “Der-i saadet, Der-i Devlet, Asitane, Darü’s Saltana, Darü’l İslam, Asita-ne-i Devlet” gibi. Bizans halk dilinde eskiden beri asıl ismi “İstinpolin” den türeyen şehrin adına, daha sonra “İstanbul” diye söylenegelmiştir.

Padişah III. Mustafa hayır ve imar işlerine de düşkündü. Üsküdar’da Ayazma Cami, Kadıköy’de İskele Cami,  Paşabahçe’de İncirliköy Cami, Laleli Cami ve etrafındaki medrese, imaret, türbe ve sebili yaptırdı. Padişah I. Abdulhamit ise, bugünkü Eminönü IV. Vakıf hanın yerinde imaret, çeşme, sıbyan mektebi ve kütüphane yaptırdı. III. Selim, Üsküdar’da ki Selimiye ve Çiçekçi Cami, Selimiye kışlası, Heybeliada Bahriye Mektebi, Halıcıoğlu’nda mühendis ve topçu mektebi yaptırdı. Sultan II. Mahmut’da Beylerbeyi Ve Çırağan Sarayı, Tophane’de ki Nusretiye, Üsküdar’da ki Adliye, Arnavutköy sahilinde ki Tevfikiye Camilerini yaptırmıştır. Padişah Abdulmecid’de Dolmabahçe sarayı ve Dolmabahçe Valide Cami,  Teşvikiye cami, Beykoz ve Küçüksu Kasrı, Gureba Hastanesi, Bayezıt Kulesi ve Galata köprüsü onun tarafından yaptırılmıştır. Sultan Abdulaziz döneminde İstanbul-Sofya Demiryolu işletmeye açıldı. Sirkeci garı temeli atıldı. Galata-Beyoğlu tramvay çalışması başladı.

Padişah II. Abdülhamid, Beşiktaş’ta Yıldız sarayı ve önündeki camiyi, ayrıca İstanbul’a Terkos suyunu getirip, Dolmabahçe Saat Kulesi, Haydarpaşa İstasyon Binası, Hamidiye Kâğıt ve Kadıköy Havagazı Fabrikası, Haydarpaşa- Galata ve Tophane Rıhtımını yaptırdı. Bu yapılanlarla şehir, yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakirköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken, Boğaziçi’nde Sarıyer’e iskân hızlandı. Anadolu yakası ise bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz’a doğru büyüdü. Altyapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu. Daha sonra 13 Kasım 1918 de, düşmanlarımız olan İtilaf devletlerinin işgal etti. Bu güzel vatan şehri, 6 Ekim 1923 yılında Türk Ordusunun şehre girmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Devletine dahil oldu ve 13 Ekim 1923 de Ankara’nın başkent oluşu ile İstanbul’un başkent dönemi sona ermiş oldu. Buna rağmen İstanbul’un önemi kaybolmamış, eşsiz büyüleyici güzelliği ile varlığını devam etmektedir. 28 Mart 1930 da “Konstantinopolis (Konstantiniyye)” olan şehrin adı resmi olarak kaldırılarak İstanbul” olmuştur.

İstanbul, iki kıtayı birleştiren dünyada tek şehirdir. Yüzyıllar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çeşitli dil, din ve ırktan insanların bir arada yaşadığı bu karışık yapısı ile tarihi süreç içinde devam ede gelmiştir.

İstanbul, aynı zamanda âlimleri, ulemaları, velileri, şairleri sanatkârları bol olan bir şehirdir. Birçok şarkılara ve türkülere ve hikâyelere, romanlara ve seyahatnamelere konu olmuştur. Hem Türklerin, hem de İslam âleminin iftihar ettiği bir şehirdir.  İstanbul’un surları, sarayları, camileri ve etrafındaki mezar taşları, çeşmeler, çarşılar, hamamlar, kütüphaneler, abideler kuleler ve kiliseler sadece tarihi açıdan değil, sanat ve kültürel zenginliği bakımından da ayrı bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir. Mezar taşları evlerle, dükkânlarla iç içedir. İnsan dolaşırken aynı anda “Öbür Dünyanın bir adım ötede olduğunu” hissediyor. İstanbul’da cami, medrese, çarşı, çeşme, kule, türbe ve mezar taşları, atalarımızdan bize kalan bu toprakların birer manevi bekçileridir. Ecdadımızın tarihi, bu kutsal vatanı sadece yaşayanlarla değil, ölüleriyle de, eserleri ile de koruyor. Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya, Fatih, Eyüp Sultan ve diğer camilerinde yükselen ezan sesleri, Peygamberimizin fetih müjdesini, gönüllerimizde devamlı yaşatıyor.

Dua yürür arşı bulur / Kabristanlar tarih olur / İstanbul efsunkâr şehir / Güzelliğe mekân olur.

KAYNAKLAR

1- Halil İnalcık- İstanbul Bir İslam Şehri-İslam Tetkikleri Dergisi-İs.Ün. Ed. Fak. Yay. İst.1995-S.247

2– Cemal Kutay-Tarih Konuşuyor-Aylık Tarih Mecmuası-C.4, Sayı 20, Eylül 1965-S.1600

3- Sabit Tunç-Bundan Sonra İstanbul’a İslambol Denile-Yedikıta Dergisi-1.Sayı, 09.2008- S.21

Mufassal Osmanlı Tarihi-Heyet- Türk tarih Kurumu Yay.- Ank.2010

Yılmaz Öztuna- Büyük Osmanlı Tarihi- Ötüken Yay.-İst.1994

Ömer Faruk Yılmaz- Belgelerle Osmanlı Tarihi- Osmanlı Yay.1999

Ümit Meriç-Seyyahların Aynasında Şehirlerin Sultanı İstanbul- Albaraka Türk Yay.-İst.2010

Robert Madran- İstanbul Tarihi-İletişim Yay.-2015

Erk Acarer- İstanbul Tarihi ve Mekanlar- İnkilap Yay.-İst.2014

Hüseyin Kutlu- Kaybolan Medeniyetimiz- Damla Yay.- İst.2005

Saffet Emre Tonguç- İstanbul Hakkında Her Şey- Boyut Yayın Grubu-2010

Osmanlı Padişahları- Heyet- Türkiye Gazetesi Yay.-İst.2006

M. Fatih Ertürk- Osmanlı İmparatorluğu Tarihi-Kalipso Yay. İst.

Bu yazı Makalelerim kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.